Tarihin Derinliklerinde Kaybolduğu Düşünülse de Yapılan Araştırmalarla Ortaya Çıkarılan Değerli Eserler

Geçmişe ait birçok değerli tarihi eser var ancak biz bunların ne kadarını biliyoruz? Bazı eserler bilinçi bir şekilde gizlendi bazıları ise teknolojik ilerlemer sayesinde ortaya çıkarıldı. Gelin birlikte bu eserleri inceleyelim. Buyurun…?

Kaynak: https://listverse.com/2023/06/18/10-r…

1. Picasso’nun 1900 yılında yaptığı Le Moulin de la Galette isimli tabloda sol alt köşede bir köpeğin silüeti gözüküyor. Tablo uzmanlar tarafından teknolojik imgeleme programları aracılığıyla incelendiğinde köpek görüntüsü netlik kazanıyor.

Bazı uzmanlar, Picasso’nun köpeği çıkarmasına üzülerek, bunun kompozisyonu daha çekici hale getireceğini iddia ediyor. Diğerleri, sanatçının doğru seçimi yaptığına inanıyor. Köpeğin, dans salonunun karanlık, huzursuz atmosferi için fazla sevimli ve parlak olduğu düşünülüyor.

2. Mısır kıyısında Taposiris Magna şehri bulunuyor. Şehir, 280 yılında Kleopatra’nın doğrudan atası olan II. Ptolemy tarafından kuruldu. Arkeologlar 18 yıldır harabeler arasında bu ünlü kraliçenin mezarını arıyorlar. 2022 yılında, gizli bir tünel keşfettiklerinde, tapınağın 13 metre altını kazıyorlardı.

Buldukları sıradan bir geçit değildi. ‘Geometrik bir mucize’ olarak isimlendirilen antik tünel, kumtaşı ana kayaya oyulmuş, 2 metre yüksekliğinde, 1,305 metre uzunluğundaydı.

3. ‘Lost Mural’ sanat eseri aslında gerçekten kaybolmadı. 1910’da bir Burlington sinagogu tabloyu yaptırdı. Sinagog 1939’da kapılarını kapattığında bina halı dükkanı, depo ve son olarak 1986’da apartman bloğu olarak kullanıldı.

Burlington sakinleri, duvar resmini koruma kararı aldı. Ancak tablo bariyerin 30 yıl arkasında kalmıştı. 2012’de duvar yıkıldı ve üç yıl sonra, topluluk üyeleri sanat eserini restore edilmek üzere Ohavi Zedek Sinagogu’na dikkatlice taşıdı. 2022’de 112 yıllık duvar resminin restorasyonu nihayet tamamlandı ve ziyaretçiler artık bu nadir resme bakmak için Ohavi Zedek Sinagogu’nu ziyaret edebilirler.

4. Pompeii antik kenti, dünya üzerinde en çok kazılan ve araştırılan kalıntılardan biri. Buna rağmen, ara sıra yeni bir iskelet ortaya çıkıyor.

Son zamanlarda, arkeologlar iki ceset daha bulduklarında “Chaste Lovers” lakaplı bir bina bloğunda çalışıyorlardı. Bu alan zaten araştırılmıştı ve bu da keşfi daha da özel kılıyor. İskeletler, felaket sırasında bir odaya sığınmış gibi görünen, ikisi de ellili yaşlarında iki erkeğe aitti. Maalesef saklanmak için yanlış yeri seçmişlerdi.

5. 2023’te Büyük Piramit’in içinde yeni bir özelliğin keşfedildiği haberi çıktı ve haber hızla yayıldı. Bu özellik, piramidin kuzey tarafındaki ana girişin üzerinde bulunan 9 metre uzunluğunda 1,8 metre genişliğinde bir tüneldi.

Koridor hiçbir yere çıkmıyor gibi görünüyor ve amacı şimdilik bir muamma. Bununla birlikte, en popüler teoriye göre, eski inşaatçıların, duvarın ağırlığını daha eşit bir şekilde dağıtmaya yardımcı olmak için boş alanı birleştirdiği ve böylece piramidin çökmesini engellediği öne sürülüyor.

6. 13. yüzyıldan beri İngiltere’de taç giyme törenlerinde kullanılan oyma koltuğu, uzmanlar taradılar ve daha önce kimsenin fark etmediği gizli sembolleri ve anormallikleri fark ettikler.

800 yıllık levha, Roma rakamlarına veya kabaca çizilmiş haçlara benzeyen gizemli işaretlere sahipti ve taş 1296’da İskoçya’dan, İngiltere’ye götürüldükten sonra yüzeye kazınmış olabilirdi. Ancak sıva kalıntıları ve bakır alaşımlı bir leke tuhaf duruyordu. Yıllarca taşın üzerinde duran bakır veya pirinç bir nesneden, belki de çan gibi dini bir nesneden kaynaklanıyordu. Alçı izleri, bir zamanlar birinin taştan alçı kalıp yaptığını da düşündürdü. İlginç bir şekilde, kayadan yapılmış bir döküm kaydı veya metal nesnenin ne olabileceğine dair bir kayıt yok.

7. Ortaçağ İngiltere’sinde, Wars of the Roses birçok kişiye sefalet getirdi. Ama bir âşık Derbyshire-Nottinghamshire sınırının yakınında şakalar yapıyordu ve insanlar buna bayılıyordu. Adı zaman içinde kaybolmuş olsa da, araştırmacıların onun var olduğunu bilmesi başlı başına bir başarı. Ortaçağ ozanlarının gerçek hayattaki anlatımları son derece nadir bulunur.

15. yüzyılda Richard Heege adlı bir hayran, ozanın kendi performans notlarına dayanan bir kitap yarattı. Bu kitap daha sonra Heege El Yazması olarak tanındı, ancak komedi değeri göz ardı edildi çünkü uzmanlar yalnızca kitabın nasıl yapıldığını inceledi. Kitap, Dr. James Wade tarafından yeniden keşfedildiğinde, el yazmasının eski bir kitaptan daha fazlası olduğu anlaşıldı. Bu, yalnızca parlak bir ozanın çalışmalarını korumakla kalmayıp, aynı zamanda günümüz İngiliz stand-up komedisinin çok karakteristik özelliğini de içeriyordu. İroni yapıp,  seyircilerle dalga geçmeyi içeren, Ortaçağ İngiltere’sindeki canlı komedi şovlarının benzersiz bir kaydıydı.

8. Tarihçi Grigory Kessel, Vatikan’daki eski bir İncili inceledi. Eski yazarlar tarafından yeniden kullanılmak üzere kelimelerin “temizlendiği” bir el yazması olduğunu fark etti. Neyin silinmiş olabileceğini merak ederek sayfaları taramak için ultraviyole ışık kullandı. 2023’te bulgularını yayınladı; üç katmandan oluşan kelimelerin altında, İncil’in bin 500 yıldan uzun süredir görülmemiş bir bölümü yatıyordu.

Süryanice yazılmış metinde Matta Kitabı’nın 12. Bölümü anlatılmakta. İlginç bir şekilde, Mukaddes Kitabın ilk aşamalarının modern versiyonlardan biraz farklı olduğunu ortaya çıkardığında, araştırmacılara Mukaddes Kitabın metinsel evrimine benzersiz bir bakış açısı sağladı. Örneğin, bugün yaygın olarak kullanılan bir ifade, Matta 12:1’in orijinal Yunanca versiyonundan gelir ve şöyle der: ‘O sırada İsa, Şabat Günü ekin tarlalarından geçti. Öğrencileri acıktı ve başakları yolmaya ve yemeye başladılar. ” Yeni keşfedilen Süryanice pasajda “…başakları koparmaya, ellerine sürmeye ve yemeye başladılar” yazıyor.

9. Bazı şeyler kayboldukları için değil, hayatta kalmaları için gizlenir. “Dance on the Beach” adlı tablo için durum buydu. Eser, 1906’da “The Scream”in arkasındaki sanatçı Edvard Munch tarafından yaratıldı.

1940 yılında Almanlar ülkeyi işgal ettiğinde “Dance on the Beach” Norveçli Olson ailesine aitti. Munch, Almanların ‘yozlaşmış sanatçılar’ listesinde olduğundan, tablonun düşman eline geçmesi durumunda yok edileceğini biliyorlardı. Aynı zamanda Munch’un komşuları olan Olson’lar, 4 metrelik devasa sanat eserini kurtarmaya karar verdiler. Bir Norveç ormanının derinliklerine yöneldiler ve onu, ‘The Scream’in ilk versiyonu da dahil olmak üzere, diğer Munch eserleriyle birlikte bir ahıra sakladılar. Mart 2023’te 115 yıllık sanat eseri saklandığı yerden çıkartılıp, Sotheby’s müzayede bloğuna çıktığında dünya olağanüstü hikayenin farkına vardı. Ekspresyonist baş yapıt 20 milyon doların üzerinde satıldı.

10. Eski bir Alman efsanesine göre, bir zamanlar Rungholt adında büyük bir şehir vardı. Ancak bölge sakinleri günahkarlardı. Bir gün, bir grup sarhoş adam bir rahibi, domuz üzerinde kutsal ayinler yapması için zorlamaya çalıştı ve din adamı artık yeter dedi. Dua etti ve Tanrı’dan insanları cezalandırmasını istedi ve kısa bir süre sonra ölümcül bir fırtına şehri Kuzey Denizi’ne gönderdi.

Birçoğu Rungholt’un var olup olmadığını sorguladı. 2023’te araştırmacılar efsanevi şehrin Wadden Denizi’nde sular altında bulunduğunu ortaya çıkardı. Bir jeolojik araştırma, Südfall adlı bir adanın etrafında Ortaçağ’dan kalma höyükler buldu. Höyüklerin altında büyük bir kilisenin kalıntıları, drenaj sistemleri, bir liman ve bir Rungholt sakininin 700 yıllık kafatasları bulundu.

11. Kehribar odası, Rusya’da 18. yüzyılda inşa edildi. Odada mozaikler, değerli taşlar, aynalar, altın yaldızlı oymalar ve paneller vardı. Ayrıca odada 450 kilogram kehribar bulunuyordu.

Tsarskoe Selo, 1941’de Rusya’nın işgali sırasında Almanya tarafından ele geçirildi. Kehribar odası Alman kuvvetleri tarafından demonte edildi ve batıya, Almanya’ya doğru taşındı. Arkeologlar ve tarihçiler onun nerede olduğuna dair birçok teori ileri sürmüş olsalar da, parçalarına ayrılan kehribar odanın yeri hala bilinmiyor. Bugün, kehribar odanın rekreasyonu Catherine Sarayı’nda bulunuyor.

12. Mar Behnam Manastırı, Irak’ta, Musul kenti yakınlarında yer alıyor ve tarihi MS 6. yüzyıla kadar uzanıyor. 2014 yılında IŞİD tarafından yıkılan Hıristiyan manastırı, bin 500 yılı aşkın bir geçmişe sahip mimariye ve yazıtlara sahipti.

IŞİD’in manastırı yıkmasından önceki yıllarda Amir Harrak, Mar Behnam’ın yazıtlarını ve mimarisini belgeledi. Toronto Üniversitesi’nde Yakın ve Orta Doğu medeniyetleri profesörü olan Harrak, araştırmasının fotoğraflarını ve kayıtlarını dijital ortama aktarmak için Kanada Epigrafik Belgeler Merkezi ile birlikte çalışıyor.

13. Afganistan’daki Bamiyan Vadisi’nde 55 metre genişliğinde ve 38 metre yüksekliğinde nişlerde iki dev Buda heykeli duruyordu. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne göre, 1500 yıldan daha eskiye dayanan bu yapılar, vadinin eteklerinde 3. yüzyıldan 5. yüzyıla kadar uzanan büyük bir Budist manastırları, şapelleri ve tapınak topluluğunun parçasıydı.

Mart 2001’de Budalar, o sırada Afganistan’ın çoğunu kontrol eden Taliban tarafından dinamitlendi ve yok edildi. Taliban, 2001 yılının sonunda bölgeden çıkarıldı ve arkeoloji ekipleri, bölgenin tahrip edilmemiş kısımlarını kazmayı başardı. Nişlerdeki heykellerin görüntüsünü yeniden oluşturmak için bir ışık projeksiyon sistemi kullanıldı.

14. Çin’deki Zhoukoudian mağarasında 1920’lerde ve 1930’larda Homo erectus pekinensis (daha popüler olarak Pekin Adamı olarak bilinir) adlı bir hominid türünden bir dizi fosil çıkarıldı.

Yaklaşık yarım milyon yıl öncesine aitlerdi. 1937’de Japon birlikleri Çin’i işgal etti. 1941’de fosiller, Amerika Birleşik Devletleri’nde güvenli bir yere götürmek amacıyla kasalara dolduruldu. Daha sonra ne olduğu belirsiz, ancak birçok bilim insanı fosillerin Amerika’ya giderken kaybolduğuna inanıyor. Fosillerin kaybolmasına rağmen Pekin Adamı ile ilgili araştırmalar sürüyor. Son zamanlarda Zhoukoudian mağarasında yürütülen yeni bir dizi kazı, Pekin Adamı’nın soğuk havalarda koruma sağlayan ateş, saplı mızrak, işlik odun ve tasarım giysiler kullanabildiğini ortaya çıkardı. Araştırmalar, Pekin Adamı’nın Çin’e 780 bin yıl önce, Çin’in iklimi daha soğukken gelmiş olabileceğini gösterdiğinden, giyim ve ateş etme becerileri özellikle önemli.

15. Irak’ta antik bir şehir olan Nimrud, Kral II. Ashurnasirpal döneminde (M.Ö. 883 – M.Ö. 859) Asur İmparatorluğu’nun başkenti oldu. Asur İmparatorluğu, Basra Körfezi’nden Akdeniz’e kadar uzanıyordu; II. Ashurnasirpal’nin sarayı, kralın avlandığını, dövüştüğünü ve dini törenlere katıldığını gösteren fildişi ve taş kabartmalarla süslenmişti.

2015 yılında terör örgütü IŞİD, patlayıcılar ve buldozerler kullanarak şehri yerle bir etti. Şehrin sadece küçük bir kısmı  özellikle sarayların bulunduğu bölge -arkeologlar tarafından kazılmıştı. 19. yüzyılda Nimrud’da kazı yapan kaşiflerden biri de İngiliz arkeolog Austen Henry Layard’dı. Keşif gezisi sırasında bulunan eserler Londra’daki British Museum’da ve New York’taki Metropolitan Museum of Art’ta görülebilir. Ancak anlatacak hikayeleri olan diğer eserler ve tarihi nesnelere ne olduğu bilinmiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x